BBC Food yazarı ve diyetisyen Tai Ibitoye, beslenme alanında özellikle sosyal medyada hızla yayılan yanlış inanışları ele aldı; karbonhidratlardan meyve şekerine, detoks diyetlerinden takviyelere kadar sık tekrarlanan altı efsanenin bilimsel karşılığını anlattı.
BBC Food’da yayımlanan yazısında Tai Ibitoye, sağlık influencer’larının yükselişiyle birlikte beslenmeye dair yanlış bilgilerin daha görünür hale geldiğini belirterek, en sık karşılaştığı altı diyet efsanesini sıraladı. Ibitoye’ye göre bu yanlış inanışların çoğu, ya eksik bilgiye dayanıyor ya da tek bir besin grubunu hedefe koyarak sağlıklı beslenmeyi gereksiz biçimde karmaşıklaştırıyor.
Karbonhidratlar Düşman Değil
Karbonhidratlara yönelik yaygın önyargı, bu besin grubunun tamamen hayatımızdan çıkarılması gerektiği yönünde. Oysa uzmanlara göre karbonhidratlar, yağlara kıyasla gram başına daha düşük kalori içeriyor ve tek başına “kaçınılması gereken” bir grup değil.
Karbonhidratı tamamen kesen diyetler kısa vadede kilo kaybı sağlayabiliyor. Ancak bu kaybın büyük kısmı yağdan değil, vücuttaki sudan geliyor. Üstelik karbonhidratlar, vücudun temel enerji kaynaklarından biri ve günlük enerji ihtiyacının yaklaşık yarısını karşılaması gerekiyor.
Önemli olan tamamen kesmek değil, doğru seçim yapmak. Beyaz ekmek ve rafine ürünler yerine tam buğday ekmeği, tam tahıllı makarna, esmer pirinç, sebze, meyve ve kabuklu patates gibi lif açısından zengin seçenekler tercih edildiğinde hem daha uzun süre tok kalınabiliyor hem de beslenme kalitesi artıyor.
Meyve Şekeri Sanıldığı Gibi Zararlı Değil
Meyvelerde bulunan şekerin sağlığa zararlı olduğu düşüncesi de sık karşılaşılan bir başka yanlış. Oysa meyvede bulunan fruktoz, besinin doğal yapısının içinde yer alıyor ve bu nedenle “serbest şeker” kategorisine girmiyor.
Asıl risk, sonradan eklenen şekerlerde ortaya çıkıyor. Özellikle işlenmiş gıdalar, şekerli içecekler, şuruplar ve meyve suları bu açıdan dikkat edilmesi gereken ürünler arasında yer alıyor.
Meyve ve sebzeler ise vitamin, mineral ve lif açısından oldukça zengin. Düzenli tüketimleri; yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskinin düşmesiyle ilişkilendiriliyor. Uzmanlar günde en az beş porsiyon meyve ve sebze tüketilmesini öneriyor.
Öte yandan meyve suyu, ne kadar tüketilirse tüketilsin yalnızca tek porsiyon sayılıyor. Lif içeriğinin düşük olması nedeniyle de günlük tüketimin 150 mililitreyi geçmemesi tavsiye ediliyor.
Detoks Diyetleri: Gerçekten Gerekli mi ?
Popüler detoks diyetleri çoğu zaman hızlı sonuç vaat etse de bilimsel açıdan güçlü bir temele dayanmıyor. Hatta bazı durumlarda sağlık açısından risk oluşturabiliyor.
Uzmanlara göre insan vücudu zaten kendi detoks sistemine sahip. Karaciğer, böbrekler ve bağırsaklar zararlı maddelerin atılmasında doğal olarak görev alıyor. Bu nedenle, ciddi bir sağlık problemi olmadığı sürece özel detoks ürünlerine ya da kürlerine ihtiyaç duyulmuyor.
Bazı detoks programları sebze ve meyve tüketimini artırıp işlenmiş gıdaları azaltmayı teşvik ettiği için kısmen fayda sağlayabilir. Ancak tüm bir besin grubunu tamamen kesmek, uzun vadede besin eksikliklerine yol açabiliyor.
Daha sürdürülebilir yaklaşım ise oldukça basit: dengeli beslenmek, yeterli uyumak, alkol ve sigaradan uzak durmak, temiz havada vakit geçirmek ve fiziksel olarak aktif kalmak.
Bitki Bazlı Etiket Her Zaman Sağlıklı Anlamına Gelmez
Bitki bazlı beslenme giderek daha fazla tercih edilse de, “vegan” ya da “vejetaryen” etiketine sahip her ürünün sağlıklı olduğu düşüncesi gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Uzmanlara göre bu beslenme modeli doğru planlandığında oldukça dengeli ve besleyici olabilir; ancak ürün seçimi burada kritik rol oynuyor.
Çünkü piyasadaki bazı bitki bazlı ürünler yoğun şekilde işlenmiş olabiliyor. Bu tür gıdalar, yüksek miktarda tuz, şeker ve doymuş yağ içerebiliyor. Örneğin vegan dondurmalar, klasik dondurmalarla benzer düzeyde şeker barındırabilirken; bitki bazlı burger ve sosis gibi et alternatifleri de beklenenden daha fazla tuz ve yağ içerebiliyor.
Bu nedenle uzmanlar, yalnızca ürünün etiketine bakarak karar vermek yerine içerik listesini incelemenin önemine dikkat çekiyor. Sağlıklı bir tercih için ürünün ne kadar işlendiği, hangi bileşenleri içerdiği ve besin değerleri mutlaka göz önünde bulundurulmalı.
Süt Ürünlerini Tamamen Hayattan Çıkarmak Herkes İçin Gerekli Değil
Metnin beşinci bölümünde süt ürünleri hakkında sıkça dile getirilen yanlış inanışlar ele alınıyor. Uzman isim Ibitoye, süt ve süt ürünlerinin protein, kalsiyum, iyot, fosfor, potasyum ile B vitaminleri bakımından oldukça zengin bir kaynak olduğunu vurguluyor. Ayrıca bio yoğurt ve kefir gibi fermente ürünlerin içerdiği probiyotikler sayesinde bağırsak sağlığına olumlu katkı sağlayabileceğini belirtiyor.
Süt ürünlerinde bulunan laktozun doğal bir şeker türü olduğunu hatırlatan Ibitoye, bunun önemli besin öğeleriyle birlikte tüketildiği için “serbest şeker” sınıfına girmediğini ifade ediyor. Bu nedenle, süt alerjisi ya da laktoz intoleransı teşhisi konmamış kişilerin süt ürünlerini tüketmeyi bırakmasının gerekli olmadığını söylüyor.
Öte yandan, etik tercihler veya yaşam tarzı nedeniyle süt ürünlerinden uzak duran kişilerin, kullandıkları alternatif ürünlerin kalsiyum, iyot ve B vitaminleri ile zenginleştirilmiş olup olmadığını mutlaka kontrol etmeleri gerektiğinin altını çiziyor.
Bağışıklık Sistemi Tek Bir Takviyeyle Güçlenmez
Metnin altıncı ve son bölümünde ise bağışıklık sistemiyle ilgili yaygın bir yanlış bilgiye değiniliyor. Ibitoye’ye göre bağışıklığın sağlıklı çalışması, tek bir vitamin veya mineralden değil, birçok temel besin öğesinin birlikte etkisinden geçiyor. Bu yüzden sadece C vitamini ya da çinko gibi tek bir takviyeye odaklanmak doğru bir yaklaşım değil.
Meyve, sebze, tam tahıllar, süt ürünleri ya da bunların güçlendirilmiş alternatifleri, kuru yemişler, tohumlar, et, balık ve baklagillerden oluşan dengeli bir beslenme düzeninin çoğu kişi için yeterli olduğu belirtiliyor.
Bunun yanında bazı kişilerin ek takviyelere ihtiyaç duyabileceği de ifade ediliyor. Özellikle hamile kalmayı planlayanlar, hamileler, D vitamini eksikliği riski taşıyanlar ve bazı vegan bireyler bu gruplar arasında gösteriliyor. Ayrıca yeterli uyku, düzenli fiziksel aktivite ve stresin kontrol altında tutulmasının da en az beslenme kadar önemli olduğu vurgulanıyor.
Ibitoye, yazısını sosyal medyada karşılaşılan her sağlık bilgisinin sorgulanması gerektiğini hatırlatarak tamamlıyor. Özellikle bilgiyi paylaşan kişinin uzmanlığına ve bilimsel dayanaklara dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca yazıdaki bilgilerin tıbbi teşhis veya kişiye özel diyetisyen önerisinin yerine geçmeyeceği özellikle not ediliyor.
Kaynak Ve Görsel:https://gazeteoksijen.com/saglik/bbc-yazdi-inanmamaniz-gereken-6-diyet-efsanesi-271445
Düzenleme Tarihi:8.04.2026 14:56





