Çarpıcı araştırma: Depresyonun biyolojik izleri “kan testinde” ortaya çıkabilir

Yeni bir araştırma, kandaki bazı bağışıklık hücrelerinin biyolojik yaşlanma süreci ile depresyonun fiziksel olmayan belirtileri arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu ortaya koydu. İşte ayrıntılar…

Depresyonun tanısı günümüzde büyük oranda bireyin aktardığı şikâyetlere ve klinik değerlendirmeye dayanarak konuluyor.

Bununla birlikte ScienceAlert’in haberleştirdiği yeni bir araştırma, depresyon belirtilerinin bir kısmının kanda ölçülebilen biyolojik belirteçlerle ilişkili olabileceğini ortaya koydu.

Araştırma, henüz depresyonu teşhis etmeye yönelik kullanıma hazır bir “kan testi” anlamına gelmese de, ruh sağlığı tanısında daha objektif biyolojik belirteçlerin kullanılabileceğine dair önemli bir işaret sunuyor.

KAN HÜCRELERİNDE DEPRESYONUN BİYOLOJİK İZLERİ

Depresyonun yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 6’sını etkilediği düşünülüyor. Ancak tanı süreci çoğu zaman kolay ilerlemiyor; çünkü belirtiler kişiden kişiye farklılık gösteriyor ve değerlendirme büyük ölçüde bireylerin kendi deneyimlerini nasıl ifade ettiklerine dayanıyor. Bu nedenle araştırmacılar, depresyonun tanısında ve takibinde kullanılabilecek biyolojik belirteçler üzerine çalışmalar yürütüyor.

The Journals of Gerontology, Series A: Biological Sciences and Medical Sciences dergisinde yayımlanan ve ABD’deki farklı kurumlardan bilim insanlarının gerçekleştirdiği araştırma, HIV ile yaşayan ve HIV taşımayan kadınlardan alınan kan örneklerine odaklandı. Çalışmada toplam 440 kadının verileri incelendi; bunların 261’i HIV pozitif, 179’u ise HIV taşımayan katılımcılardan oluşuyordu. Katılımcıların son dönemde yaşadıkları depresyon belirtileri de anketler aracılığıyla değerlendirildi.

Araştırmanın odağında “monosit” olarak adlandırılan bağışıklık hücreleri yer aldı. Bilim insanları, bu hücrelerin biyolojik yaşlanma düzeyini ölçmek için MonoDNAmAge isimli epigenetik saat yöntemini kullandı. Bu yöntem, DNA üzerindeki metilasyon izlerini inceleyerek hücrelerin kronolojik yaştan bağımsız olarak ne ölçüde “yaşlandığını” belirlemeyi amaçlıyor.

UMUTSUZLUK VE KEYİF KAYBIYLA İLİŞKİ

Çalışmada, monositlerin hızlanmış biyolojik yaşlanması ile depresyonun özellikle bedensel olmayan belirtileri arasında anlamlı bir bağlantı tespit edildi. Bu belirtiler içinde umutsuzluk duygusu ve daha önce zevk alınan etkinliklerden uzaklaşma, yani anhedoni, öne çıkan bulgular oldu. Buna karşın yorgunluk ya da uyku problemleri gibi fiziksel belirtilerle aynı düzeyde güçlü bir ilişki saptanmadı.

Araştırmacılar açısından bu sonuç dikkat çekici bulunuyor. Çünkü HIV ile yaşayan bireylerde görülen yorgunluk gibi bedensel şikâyetler çoğu zaman depresyondan ziyade kronik hastalığın kendisinin bir sonucu olarak değerlendirilebiliyor. New York Üniversitesi Rory Meyers Hemşirelik Fakültesi’nden psikiyatri alanında araştırmalar yapan Nicole Beaulieu Perez, yaptığı değerlendirmede, elde edilen bulguların fiziksel semptomlardan çok ruh hali ve bilişsel belirtilerle ilişkili olmasının dikkat çekici olduğunu ifade etti.

HIV İLE YAŞAYAN KADINLARDA DEPRESYON RİSKİ DAHA BELİRGİN

Araştırmanın HIV ile yaşayan kadınlara odaklanması tesadüf değil. Bu grupta depresyon görülme oranlarının genel nüfusa kıyasla daha yüksek olduğu biliniyor. Kronik hastalık yükü, toplumsal damgalanma, ekonomik kırılganlık ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan eşitsizlikler, ruh sağlığı açısından riskleri artıran temel faktörler arasında yer alıyor.

Çalışmada kullanılan MonoDNAmAge yöntemi, daha önce geliştirilmiş olan Horvath epigenetik saatine kıyasla depresyonun bu özgül belirtilerini tespit etmede daha yüksek duyarlılık göstermiş görünüyor. Araştırmacılar bu nedenle tek bir hücre tipine, yani monositlere odaklanan daha hassas biyolojik ölçümlerin ruh sağlığı araştırmalarında yeni bir alan açabileceğini ifade ediyor.

HENÜZ KAN TESTİ DEĞİL FAKAT KRİTİK BİR ADIM

Bilim insanları, elde edilen bu bulguların depresyon için hemen uygulanabilecek bir kan testi geliştirilmiş olduğu anlamına gelmediğini özellikle vurguluyor. Depresyonun tek bir türden oluşan bir rahatsızlık olmadığı; kişiden kişiye değişen farklı şekillerde kendini gösterebildiği belirtiliyor. Bu nedenle, yalnızca tek bir biyolojik belirteç üzerinden tanı koymak şimdilik mümkün değil.

Bununla birlikte araştırma, depresyonun bazı belirtilerinin bağışıklık sistemi ve biyolojik yaşlanma süreçleriyle bağlantılı olabileceğine dair yeni kanıtlar ortaya koyuyor. Araştırmacılara göre bu tür biyolojik göstergeler, gelecekte özellikle risk düzeyi yüksek gruplarda depresyonun daha erken tespit edilmesine ve tedavi sürecinin daha kişiye özel şekilde planlanmasına katkı sağlayabilir.

Perez, elde edilen bulguların “hassas ruh sağlığı hizmeti” hedefine bir adım daha yaklaştırdığını ifade ederek, biyolojik temelli yaklaşımların gelecekte tanı koyma ve tedavi süreçlerini şekillendirebileceğini dile getirdi.

Kaynak ve Görsel: https://www.cumhuriyet.com.tr/yasam/dikkat-ceken-arastirma-depresyonun-izleri-kan-testinde-bulunabilir-2502106
Düzenleme Tarihi: 08.05.2026 17:02

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top